Demokrasi ile
Aldatmak
Siyasi partiler, demokratik yaşamın vazgeçilmez
unsurları olarak tanımlanır. Ülkede tek siyasi parti olursa yönetimin
diktatörlük, çok parti olursa demokratik olduğu anlayışını halkın kafasına,
belleğine çiviyle çakarcasına yerleştirmek için olmadık yalan üretilir; dolaplar
çevrilir. Demokrasi adına yapılan bunca numara ve dubara; kapitalist sömürüyü
halktan gizlemek ve devem ettirmek isteyen güçlerce, demokrasi ile aldatma oyunu
olarak gündemde tutulmak zorundadır.
Bencil duyguları ve hırslarından arınmış, yüreği yurt ve halk sevgisiyle dolu,
aklı ve bilgisini toplumun mutluluğu için kullanan idealist politikacı,
demokrasiyi kurmak ve yaşatmak için çalışır. Örnek mi? işte Mustafa Kemal.
11 Kasım 1938 sonrası ülke kaderine hükmeden politikacılar, demokrasi kavramını
halkı aldatmak ve uyutmak için kullanmışlardır. Halk deyimiyle at, binicisine
göre kişnemiştir.
1946 da tek parti rejiminden çok partili demokratik yaşama geçildiği, iddia
edildiği gibi doğru olsaydı; 62 yılda ve özellikle de günümüzde 50 küsur siyasi
parti ile ülkemiz, dünyanın en demokratik ülkesi olmalıydı. Bugün yaşanan gerçek,
1946 öncesi demokrasiden kalan kırıntıların da yok edilmeye çalışıldığı bir
süreç içindeyiz. Demokrasi hokkabazları bir yandan halkı demokrasi ile
aldatırken, öte yandan var olan demokrasiyi de kendilerine benzetiyorlar. Adolf
Hitler de demokrasi havarisi idi.
Kapitalist sistemde tek parti bünyesindeki burjuvalar, iktidar nimetlerinden
aslan payı alırken, parti dışında kalanlar veya parti içinde üvey evlat
muamelesi görenler, iktidar nimetinin hortumlarını, kendi kasalarına yöneltmek
için başka veya yeni bir parti kurarak, iktidar olma hesabı yaparlar ve
seçimlere hazırlanırlar.
Her yeni seçim, 4 veya 5 yıl, ülkeyi ve halkı burjuvazinin hangi kesiminin
sömüreceği hesabıyla yapılır. Seçim meydanlarında hepsi aynı nakaratı yineler,
iktidar olduklarında adlar ve simalardan başka bir şey değişmez. Seçimler, halkı
demokrasi ile aldatma oyunundan başka bir şey değildir. Bütün seçimlerde yapılan
da budur. Çok uzağı değil de 20, 25 yıl geriye doğru düşünürsek bu gerçeği
kolaylıkla görürüz.
Burjuva demokrasisi, toplumun siyasi düzeninin bir biçimi olarak, nihai bakımdan
kapitalist üretime hizmet eder ve o toplumun üretim ilişkileri tarafından
belirlenir. Sınıflı toplumlarda, demokrasi, egemen sınıf tarafından yürütülen
bir diktatörlük biçimidir. Aslında yalnız egemen sınıflara mensup kimseler için
var olan bir sınıf demokrasisi karakteri taşır.
Bunun içindir ki, burjuvazi demokrasiyi; kendi sınıf egemenliğini sürdürme aracı
olarak kullanır.
Burjuvazi, her tür uyutma çabasına rağmen oluşan toplumsal muhalefeti bastırmak
için, hükmettiği devletin kolluk güçlerini, yani halkın bir kesimini baskı
altında tutmak için diğer kesimini kullanır. Ekonomik, demokratik ve siyasi hak
talepleri uğruna yapılan grev, miting, toplantı ve yürüyüşleri şiddet ve gaz
bombalarıyla bastırdığını her gün gözlemliyoruz. Esefle belirtmek gerekiyor ki,
baskı aygıtı olarak kullanılan kolluk güçleri de halkın diğer kesimidir.
Demokrasi ile aldatma olayını bilinçli sınıf mantığıyla irdelediğimizde,
saltanatını sürdürme güdüsü içinde olan burjuva sınıf, kendi açısından haklı
olabilir. Evi soyulan Nasrettin Hocanın kapın sağlam değilmiş, pencereye demir
takmamışsın diyen komşularına yahu hırsızın hiç mi suçu yok diye çıkışması,
bize bir şey anlatıyor olmalı. Diyalektik yöntem, yaşadığımız sorunlarda bizim
payımızın büyük olduğunu söyler.
Zira rahatsız olduğumuz ortamın oluşmasında katkımız vardır.
Bekir Özgür
|