'Osmanli Doneminde
Misyonerlik Faaliyetleri', Prof. Ayten Sezer
Giriş
I . Misyonerlik, Amaçları ve Kullanılan Metotlar
II. Misyonerlerin Osmanlı Topraklarına Geliş Gayeleri
III. Katolik Misyonerlerin Faaliyetleri
IV. Protestan Misyonerler
Sonuç
Kaynakça
Batılı ülkelerin Osmanlı Devleti’ndeki misyonerlik faaliyetleri hakkında verilen
asagidaki bilgilerden de anlaşılacağı üzere, çalışma alanları, amaçları ve metotları
göz önüne alınırsa, Devlet 19.yüzyılda en yoğun ve çok yönlü bir misyoner
faaliyetine sahne olmuştur. Ülke adeta bir baştan bir başa misyonerler
tarafından açılan okullar ve sağlık kuruluşları ve dini kurumlarla donatılmıştır.
Yabancı misyoner okulları olarak nitelendirilen bütün bu misyoner eğitim
kurumlarında din propagandasının yoğun olarak yapıldığı, kendi dil ve
kültürlerinin öğretildiği, ayrıca Fransız İhtilali sonrasında gelişen
milliyetçilik akımlarının azınlıklar üzerinde uygulanmaya çalışıldığı
düşünülürse ne denli etkili görev yaptıkları hesap edilebilir.
Osmanlı Devleti bu kurumları kapitülasyonlardan dolayı dış devletlerin
müdahaleleri yüzünden denetlenemiyordu. Dolayısıyla anılan kurumlarda bir
taraftan İslam ve Türk aleyhtarlığı işleniyor, diğer taraftan da Türkçe yetersiz
olarak veriliyordu. Ayrıca devletin bazı bölgelerindeki eğitim ve öğretim
kurumlarının yeterli olmaması misyoner okullarına olan ilgiyi arttırıyordu.
1900’de sadece Amerika’ya ait 400’ü aşkın okulda 20.000’e yakın öğrenci öğrenim
görürken, aynı yıllarda faaliyet gösteren İdadi ve Sultani sayısı 69 olup 7000’e
yakın öğrenci vardı. Aynı yıllarda Osmanlı topraklarındaki misyonerlere ait
toplam yabancı okul sayısı 2.000 civarında idi. Bunlara azınlıkların kendi
okulları da ilave edilirse bu sayı 10.000’e yaklaşmaktaydı.
Son yüzyıllarda batı karşısında sürekli gerileyen Osmanlı Devleti azınlıklar
üzerinde hamilik iddia eden batılı büyük devletlerin baskılarına maruz kalmıştı.
Başında güçlü idarecilerin bulunmadığı bu dönemde Osmanlı Devleti olumsuz
faaliyetlerle zayıflatılmaya çalışılıyordu.
19.yüzyılda patlak veren ve Devletin dağılmasına yol açan ayaklanmalarda,
misyonerlik faaliyetleri ile bu faaliyetlerin tabii bir sonucu olarak kurulan
çeşitli seviyelerdeki okul ve kolejlerin payı büyük olmuştur. Misyonerler, söz
konusu eğitim faaliyetleri ile azınlıklar üzerinde bu şekilde etkili olurlarken,
yabancı okullara devam eden Müslüman Türk unsurları da dinlerinden uzaklaştırma,
kültürlerinden koparma ve çoğunlukla hayranı insanlar olarak yetiştirmede etkin
rol oynamışlardır.
1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları ile azınlıklara tanınan siyasi ve
hukuki hakların genişletilmesinden yararlanan misyonerler faaliyetlerini
arttırmışlardı. Çeşitli dini teşkilatlar hem dinini yaymak hem de Osmanlı’daki
Hıristiyanları devlete karşı kullanmak için akın akın Türkiye’ye gelerek
yüzlerce okul, hastane ve yetimhane açmışlardı.
Bu dönemde politika ile iç içe olan hatta politikanın emrinde çalışan
misyonerler, ait oldukları ülkelerden gördükleri büyük destekler sayesinde
dikkate değer başarılar göstermişlerdi. Faaliyet alanlarını köy kasaba gibi
ülkenin en ücra köşelerine kadar götüren misyonerler çalışmalarının sonuçlarını
almaya başlamışlardı.
Bundan dolayıdır ki, Devletin zayıfladığı dönemlerde azınlıkların ayaklanmaları
sonucunda Batılı devletlerin de yardımlarıyla birer bağımsız devlet haline
gelmelerinde misyonerlerin bu tür faaliyetlerinin etkisi oldukça büyüktür.
Nitekim, 1829’da Yunanistan’ın 1908’de Bulgaristan’ın ve I. Dünya Savaşından
sonra da Arap topraklarının Osmanlı’dan kopmasına misyoner faaliyetlerinin
küçümsenemeyecek katkıları olmuştur. Daha da önemlisi, Yusuf Akçuraoğlu’nun da
vurguladığı gibi, ülkemizdeki okumuş aydınlar arasında ortak bir düşünce ve
idealin olmamasında misyonerler tarafından açılmış olan yabancı kolejlerde
verilen eğitimin etkisi büyük olmuştur.
Giriş Bu yıl kuruluşunun
700.yılı kutlanan Osmanlı Devleti, tarih sahnesine çıkışından itibaren yaklaşık
üç asır içinde dünyanın sayılı büyük devletleri arasına girdi. Ne var ki, bu
üçüncü asrın sonlarında -18.yüzyıla gelindiğinde- Avrupa’daki gelişmelerin de
tesiriyle güçlü devletler karşısında sürekli gerilemeye başladı. Osmanlı’nın
bu geri kalışında pek çok faktörden söz etmek mümkün ise de, yıkılışında rol
oynayan etkenlerden birisi hiç şüphe yok ki misyonerlik faaliyetleridir.
Bu araştırmada
Hıristiyanlığın farklı mezheplerine mensup kişi ve kuruluşların Osmanlı
topraklarında yürüttükleri çeşitli faaliyetleri üzerinde durulacaktır.
I
. Misyonerlik, Amaçları ve Kullanılan Metotlar
Hıristiyanlığı dünyaya
yaymak için çalışan kişilere ‘misyoner’, bu amaçla yürütülen çalışmalara da
‘misyonerlik’ denilmektedir. Kökeni Latince ‘göndermek’ anlamına gelen ‘mittere’
fiiline dayandırılan ‘mission’ kelimesi Fransızca’dan Türkçe’ye geçmiştir. Bu
kavram ‘özel görev, özel görevli kurul, dini görev ve yetki’ anlamına geldiği
gibi aynı zamanda ‘misyonerlerin Hıristiyan olmayan ülkelerde bu dini yaymak
için kurdukları teşkilata’[1] verilen bir isim olarak da kullanılmaktadır.
Hıristiyanlık
inanışına göre Hz. İsa etrafına topladığı havarilerine:
“İmdi, siz gidip
bütün milletleri şakirt edin, onları Baba ve Oğul ve Ruhülkudüs ismile vaftiz
eyleyin, size emrettiğim herşeyi tutmalarını onlara öğretin; ve işte ben bütün
günler dünyanın sonuna kadar sizinle beraberim”
[2]
diyerek onları vaaz etmek için görevlendirmiştir. Bundan dolayı ‘Havariler’ ilk
misyonerler olarak kabul edilir. Başlangıçta dini gayelerle kişisel gayretler
şeklinde başlayan bu faaliyetler zamanla oldukça güçlenir ve özellikle mensubu
bulundukları ülkelerin siyasi, sosyal, kültürel, ticari ve ekonomik menfaatleri
doğrultusunda emperyalizmin gelişmesine katkı sağlayan bir teşkilat halini alır.
İlk
misyonerlerden kabul edilen Aziz Paulus (St.Paul), Hıristiyanlığı yaymak
amacıyla Anadolu, Makedonya ve Yunanistan’da kiliseler kurmuş ve onları
teşkilatlandırmıştır. Havariler ve yardımcıları sayesinde Hıristiyanlık bütün
Roma dünyasına, 10.yüzyıla gelindiğinde ise İsveç, Bohemya ve Danimarka’ya kadar
yayıldı. Böylece Alman ve İskandinavların da Hıristiyanlığı benimsemesi ve Roma
Katolik Kilisesinin Avrupa’ya hakim olmasıyla Hıristiyanlığın bütün dünyaya
yayılması için harekete geçildi. Bu amaçla Papalık tarafından 1662’de Vatikan’da
‘Propaganda Kongregasyonu' adıyla bir ‘Misyonerlik Bakanlığı’ kurulurken
Paris’te de giderlerini Papalık Propaganda Dairesi’nin üzerine aldığı “Dış
Misyonlar Papaz Okulu” açıldı.[3].
Misyoner
faaliyetlerine bakıldığında özünün dini olduğu ve misyonerlerin de genelde din
adamlarından oluştuğu görülür. Ancak, bu durum zamanla değişir ve özellikle son
yüzyıllarda ruhban olmayan kişilerin de misyoner olarak görev yaptıkları
gözlenir. Şöyle ki, din adamlarının yanı sıra çoğu zaman bir doktor, bir
öğretmen, bir hemşire, bazan bir barış gönüllüsü, hatta araştırmacı görünümünde
bilim adamı olarak görev yapan misyonerlere rastlamak mümkündür.
Misyonerlere göre
amaca ulaşmak için her yol ve her meslek kullanılabilir. Kendilerini İncilin
bir neferi, bir hizmetkarı olarak gören misyonerlerin ana gayesi yeryüzünde
güçlü bir Hıristiyan topluluğu meydana getirmektir. Onların ifadesiyle ‘dinsiz’
dünyayı Hıristiyanlaştırmaktır. Bunun için bilmeyenlere İncili öğretmek,
Hıristiyan olmayanları bu dine davet etmek veya kendi mezheplerine insan
kazandırmak için çalışırlar.
Misyonerlerin
amaçlarına ulaşmak için en çok kullandıkları araçlar arasında okullar önde
gelmektedir. Onlara göre eğitim ve öğretim yoluyla öğrencileri
Hıristiyanlaştırmak esas gayedir. Henry H.Jessup isimli misyoner bu konuyu şu
sözleriyle açıklamaktadır: “Misyonerliğin başarısı için temel şart
okullardır. Haddizatında bu da gaye olmayıp vasıtadır. Şu da bir hakikattir ki
misyonerlerin yahut İncilin başka yollarla sokulmaya imkan bulamadığı bir çok
yerlere İncil okul vasıtası ile sokulabilmiştir”[4].
Katolik Cezvitlerine göre ise: “İlk misyoner okuldur”[5].
Okullardan başka misyonerlerin kullandıkları bir diğer araç matbaadır.
Gittikleri bölgelerde kurdukları matbaalarda başta dini eserler olmak üzere
çeşitli konularda pek çok dilde gerekli olan eserleri yayınlarlar. Matbaa ve
okulların yanı sıra misyonerlerin kullandığı bir diğer kurum hastanelerdir.
Onlara göre, “İnsanın olduğu yerde acılar da vardır. Acıların olduğu yerde
doktorluğa ihtiyaç vardır. Doktorluğa ihtiyaç olan yerde de misyonerlik için
uygun bir fırsat vardır”[6].
Bu konuda Türk Misyonlarına Yardım Cemiyeti’nin yayınladığı bir kitapta
hastanelerin rolü şu şekilde belirtilmiştir:[7]
“Tıbbi Misyonlar İncil öğretiminin öncüleridir. Bunlar, başka bir evanjelizm
ağacı dikilmesi imkansız olan yerlerde fidan yetiştirebilirler. Doktor, diğer
misyonerlerle ne bir münasebeti olan ne de münasebeti isteyen bir çok insanı
doğrudan doğruya kabul edebilir. Bir hekim nerede olursa olsun bir dispanser
açtığı zaman şifa verici mahareti yüzünden kendisine başvuranlarla kuşatılır. Bu
yobaz bir İslam mollası veya bir fakir onun elini öpecek; kör, topal, mefluç
insanların, can çekişen ana babaların İsa’ya hazin yakarışlarına andıran bir
sesle ona yalvaracaklardır”.
Yabancı dil kursları, çok sayıda dispanser ve
sağlık ocakları ve yetimhaneler gibi çeşitli yardım kuruluşları da en fazla
kullanılan yerler arasındadır. Bu kanallarla bir taraftan karşılaştıkları
topluluklara Hıristiyanlığı yayarlarken, diğer taraftan da onları kendi din ve
kültürlerinden uzaklaştırmak için çaba sarfediyorlardı.
Bu yolla
yürütülen çalışmalar sonunda Avrupa, Rusya ve Amerika’ya kadar yayılan
misyonerlik faaliyetleri Müslümanlar arasında da başlatılır ve hatta Uzak Doğuya
kadar uzanır. 19. yüzyıldan itibaren sömürgeciliğin gelişimine paralel olarak
Asya, Afrika, Çin ve Japonya gibi ülkeler de misyonerlik faaliyetlerine maruz
kalırlar.
Misyonerlik gayesiyle
kurulan en eski ve güçlü misyon teşkilatlarının İngilizlere ait olduğu
bilinmektedir. Bunlardan 1646’da Londra’da kurulan ‘Hıristiyanlığı Yayma
Cemiyeti’ kısa zamanda hızla yayılır ve İngiltere, Almanya, İsviçre, Danimarka,
Amerika ile Rusya gibi ülkelerde binden fazla merkezi açılır. Bu sayının 19.
yüzyıla gelindiğinde yedi bine ulaştığı görülür[8].
Bu teşkilattan başka aynı maksatla kurulan teşkilatlardan bazıları şunlardır:[9]
- 1701’de İncili Yayma Derneği (Londra),
- 1792’de Vaftizci Misyonlar Derneği
(Londra),
- 1795’te Misyonerlik Derneği (Londra),
- 1814’te Amerikan Misyon Dostları
Vaftizci Misyoner Birliği (Boston),
- 1823’te İncil Misyonları Derneği (Paris),
- 1825’te Paganlar Arasında İncili Yayma Hareketi (Berlin),
- 1837’de Presbiteryen
Kilisesi Dış Misyonları (New York),
- 1885’te Hıristiyan Gençleri Derneği (München),
- 1902’de Genç Misyonerler Derneği (Bern),
- 1907’de Dünya Hıristiyan Öğrencileri
Birliği (Paris).
Görüldüğü gibi dünyanın
Hıristiyanlaştırılması için yoğun bir faaliyet içine giren misyonerler
kurdukları dernek ve teşkilatlar sayesinde sistemli ve örgütlü bir şekilde
hedeflerini gerçekleştirmeye çalışmışlar ve bunun için yüklü miktarlarda parasal
destek sağlamışlardır.
Kendisini kiliseye
adayan misyonerlerden istenen şey öncelikle gittikleri ülkelerin dilini, dinini
ve kültürünü öğrenerek eksik noktaları tespit ettikten sonra ona göre taktik
geliştirmeleridir. Bu yüzden bir misyoner en az birkaç dil bilen iyi eğitilmiş
bir insandır[10].
Misyoner teşkilatlarında yetişmiş bir İngiliz misyonerinin anlattıklarına göre:
“Misyonerler çocuk iken hizmete alınır, yapacakları vazifeye göre ilmen,
ahlaken ve fikren yetiştirilirler. Şöyle ki, İngiliz Misyon Cemiyeti her sene
bütün Orta mektep talebesinin zekilerinden otuz kırkını seçerek himayesine alır,
onları kabiliyetlerine göre üçer beşer ayırarak muhtelif memleketlerde
yetiştirir...”[11]
Misyonerlerin
gittikleri bölgelerde kullandıkları metotlardan biri de mahalli kültürü yok
etmektir[12].
Açtıkları okullarda verdikleri eğitimle Hıristiyanlaştıramadıkları kişi ve
toplulukları dil, din ve kültürlerinden kopararak, yerine kendi yaşam
biçimlerini yerleştirmeye çalışırlar. Bütün bunları yukarıda bahsedilen kurumlar
yoluyla ve kitap, gazete, dergi, broşür gibi yayınlar yaparak; İncili tanıtma
kursları düzenleyerek; kilise, manastır gibi ibadet yerleri açarak;
radyo-televizyon gibi yayın araçlarında programlar yaparak; seminer, konferans
gibi toplantılar tertip ederek; turistik yerlerde telkinlerde bulunarak ve
çeşitli sportif faaliyetlerde bulunarak yaparlar.
II.
Misyonerlerin Osmanlı Topraklarına Geliş GayeleriDeğişik etnik köken
ve dini inanca sahip unsurların bir arada yaşadığı geniş topraklara sahip olan
Osmanlı Devleti, misyonerlik faaliyetleri için uygun bir zemine sahipti. Zira,
azınlıklara tanınan geniş haklar ve yabancılara verilen kapitülasyonlar
misyonerlerin faaliyetlerini kolaylaştıran faktörlerdi. Dünyanın önemli bir
bölgesinde yer almasından dolayı Osmanlı toprakları en fazla göz dikilen
yerler arasındaydı. Osmanlının tarihi, siyasi, ekonomik ve kültürel
zenginliklerinden yararlanmak, dolayısıyla bu toprakları ele geçirmek isteyen
Batılı büyük devletler misyonerlik faaliyetlerine büyük destekler vererek
onlardan yararlanmaya çalıştılar.
19.yüzyıl ve 20.yüzyılın başları misyonerlik
faaliyetlerinin en yoğun ve en parlak dönemidir. Bunun nedeni kapitalizmin
emperyalizme dönüşmesi ve misyonerlerin de bu durumdan yararlanmasıdır. İşte bu
yüzdendir ki Osmanlı topraklarındaki misyonerlik faaliyetlerini incelerken
olayın dini yönü kadar siyasi, kültürel, ticari ve ekonomik boyutunu da göz
önünde bulundurmak gerekmektedir.Osmanlı topraklarına gelen ilk misyonerlerin
özellikle İstanbul, İzmir ve Kudüs gibi şehirleri merkez edindikleri dikkati
çekmektedir. Buradan hareketle denilebilir ki, Osmanlı Devleti’nde sürdürülen
misyonerlik faaliyetlerinin bir amacı da kutsal yerleri bulmaya yöneliktir.
Özellikle Kudüs’ü Müslümanların elinden kurtarmak esas gayedir. Nitekim, Hz.
İsa’nın bu bölgede yaşamış olması ve Haçlı seferleri sırasında pek çok asker ve
komutanın bu topraklarda kalmış olması onların bölgeye olan ilgilerini
arttırıyordu. Bu konuda yapılan bir başka değerlendirmeye göre, Avrupa
Devletlerinin Haçlı Savaşları esnasında Müslümanlar karşısında yenilmeleri,
onların Müslümanlara karşı misyonerlik faaliyetlerine ağırlık vermelerine sebep
teşkil etmiştir..[13]
Kısacası, dinlerini ve mezheplerini yaymaya ve
kutsal yerleri bulmaya yönelik olarak başlayan misyonerlik faaliyetleri, Osmanlı
Devleti’nin gerilemesine paralel olarak 19.yüzyıldan itibaren sömürgeci Batılı
büyük devletlerin emperyalist politikalarına hizmet eder hale gelmiştir. Bu yönü
ile Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren misyonerler, Batılı ülkelerin
Osmanlı ile olan ‘Şark Meselesi'ni (Eastern Question)
[14]
halletmelerinde araç olarak kullanıldılar. Esasını Osmanlı’yı yıkarak mirasını
paylaşmak oluşturan ‘Şark Meselesi’nde Batılıların takip ettikleri
politikalardan birisi içerdeki Hıristiyan azınlıkları Devlet’ten koparmaktı.
Bunun için en fazla misyonerlik faaliyetlerinden yararlanıldı. 19.yüzyıla
gelindiğinde sömürgeciliğin de gelişmesiyle Osmanlı toprakları Batılı ülkelerin
menfaat mücadelelerine sahne oldu. Bu dönemde Anadolu, Boğazlar, Ortadoğu,
Petrol Bölgesi, Akdeniz çevresi ve Makedonya gibi dünyanın jeopolitik ve
jeostratejik bakımdan önemli bölgelerine sahip olan Osmanlı Devleti, batılı
devletlerin göz diktikleri bir alandı. Bundan dolayı bölge daha çok İngiltere,
Fransa, Rusya ve Avusturya arasında görülen mücadelelere sahne oluyordu.
Bölgedeki nüfuzunu arttırmak isteyen ülkeler misyonerlik faaliyetleri ile
kendilerine yandaş gruplar oluşturmak istiyorlardı. Değişik tarihlerde Osmanlı
ülkesine gelen misyonerler yaptıkları çalışmalar sonrasında Müslüman ve
Yahudiler arasında fazla etkili olamadıklarını anlayınca bütün mesailerini
ülkedeki Hıristiyan azınlıklar üzerinde yoğunlaştırdılar. Onları bir yandan
kendi mezheplerine kazandırmaya çalışırlarken diğer yandan da verdikleri
eğitimle millî duygularını uyandırarak Osmanlı’dan koparmak için uğraştılar.
Başlangıçta Rum ve Ermeni ve Yahudiler üzerinde oynanan oyunlar daha sonra
Bulgar, Arap, Kürt ve Nasturi gibi diğer unsurlara yönelik olarak devam etti.
III. Katolik Misyonerlerin FaaliyetleriOsmanlı topraklarına gelen ilk misyonerler
Katoliklerdir. Fransız olan bu misyonerler hem Hıristiyanlığı yaymak hem
de İstanbul’daki azınlıkların eğitimi ile ilgilenmek üzere 16.yüzyılın sonlarına
doğru bölgeye geldiler. Osmanlı Devleti ile Fransa arasındaki iyi ilişkilerden
yararlanan Katolik misyonerlerinin bir gayesi de Roma ve Bizans kiliselerini
birleştirmekti.
Cezvitlerle başlayan eğitim ve öğretim
faaliyetleri sonunda, 1583’te İstanbul’da St.Benoit isimli Fransız okulu
açıldı.[15]
Cezvitlerden başka Katolikliğin diğer tarikatları olan Fransisken, Dominiken,
Kapuçin ve Frerler rahip ve rahibeleri de Osmanlı ülkesine gelmeye başladılar ve
çoğu kendi isimleriyle anılan St.Joseph, St.Michel, St.Louis ve Notre Dame de
Sion gibi okullarını açtılar...Cezvit ve Fransiskenlerin en yoğun olarak faaliyet
gösterdikleri yerler İstanbul, İzmir, Halep, Suriye, Filistin, Mısır, Irak,
Kıbrıs ve Orta Yunanistan’dı. Papalık’ın desteğini alan ve kapitülasyonlardan
yararlanan misyonerlerin faaliyetleri ile 17. yüzyıldan itibaren ülkedeki
Katolik propagandası gittikçe artmaya başladı.[16]
Salname ve
Misyon Raporları’ndan yapılan derlemelere göre Birinci Dünya Savaşı öncesinde
Fransız Katoliklerinin Asya Türkiye’sinde açtıkları okullarının sayıları
şöyledir:
[17]Cezvit
okullarının Asya Türkiye’sindeki Dağılımı şöyledir:
[18]
Cezvit
okullarının Asya Türkiye’sindeki Dağılımı
|
Yer Adi |
Okul Sayısı |
Öğrenci Sayısı(Yaklaşık) |
|
Sivas |
1 |
200 |
|
Tokat |
1 |
130 |
|
Amasya |
2 |
280 |
|
Ş.Karahisar |
2 |
300 |
|
Kayseri |
1 |
600 |
|
Adana |
1 |
200 |
|
Beyrut |
7 |
1710 |
|
Sayda |
8 |
1305 |
|
Lübnan |
10 |
1630 |
|
Havran |
4 |
210 |
|
Toplam |
37 |
6565 |
Tabloda da
görüldüğü gibi Cezvitlerin ülkenin değişik bölgelerinde yaygın olarak yaklaşık
6565 öğrencinin öğrenim gördüğü 37 okulu vardı. Bu okullarda çoğunluğu Cezvit
papazları olan görevli yabancı öğretmen sayısı ise 125 civarındaydı.
Fransiskenlerin
Asya Türkiye’sindeki okullarının dağılımı şöyledir:
Fransiskenlerin
Asya Türkiye’sindeki okullarının dağılımı
|
Yer Adı |
Okul Sayısı |
Öğrenci Sayısı(Yaklaşık) |
|
Şam |
1 |
(Bilinmiyor) |
|
Yafa |
1 |
(Bilinmiyor) |
|
Kudüs |
3 |
100 |
|
Lazkiye |
2 |
100 |
|
Nazaret |
2 |
360 |
|
Sayda |
2 |
88 |
|
Amman |
1 |
151 |
|
Tabariye |
1 |
50 |
|
Tripoli |
3 |
220 |
|
Toplam |
16 |
1069
|
Fransiskenlerin ağırlıklı olarak Suriye ve Filistin bölgesinde 1069 öğrencinin
okuduğu 16 okulu vardı. Ayrıca Samsun (1), Trabzon (1), Harput (2), Malatya (1),
Diyarbakır (1) ve Mardin (1) illerinde toplam 670 öğrencinin okuduğu 7 hemşire
okulları vardı[19].
Kapuçin Okullarının
Asya Türkiye’sindeki okullarının dağılımı ise aşağıdaki gibidir:
Kapuçin Okullarının
Asya Türkiye’sindeki okullarının dağılımı
|
Yer Adı |
Okul Sayısı |
Öğrenci Sayısı(Yaklaşık) |
|
Beyrut |
2 |
150 |
|
Kadıköy |
1
|
30 |
|
Diyarbakır |
1 |
140 |
|
Harput |
3 |
100 |
|
Malatya |
2 |
60 |
|
Mardin |
2 |
60 |
|
Mersin |
1 |
45 |
|
Urfa |
1 |
50 |
|
Toplum |
13 |
635 |
Kapuçinlerin
ise 635 öğrencinin öğrenim gördüğü 13 okulu vardı. Özellikle Yukarı
Mezopotamya’da çalışan Dominikenlerin ise Musul ve Kerkük’te yedi ila on rahip,
on iki rahibe ve beş yüz civarında öğrencileri vardı. Freres de la Doctrine
Chretienne adlı dini teşkilatın çalışma alanları Trabzon, Erzurum, İzmir ve
İstanbul’du. Trabzon’daki okulunda 200 öğrenci, Erzurum’daki okulda büyük
çoğunluğu Katolik Ermenilerden oluşan 160’ı erkek, 90’ı kız olan 250 öğrenci
öğrenim görüyordu. İzmir’deki beş okulda ise 763 öğrenci vardı. Bu teşkilatın en
önemli ve etkili okulu İstanbul Kadıköy’deki ‘Le College Saint-Joseph des Freres’(
Saint Joseph)’dir.
[20]Bunların
dışındaki Fransız dini teşkilatları ve okullarının başlıcaları şunlardır:
İzmir,
Suriye ve Filistin’de faaliyet gösteren Les Peres Lazaristes, Peres des Missions
Africaines de Lyon, Freres de la Mission Algerienne, Patriarcat Catholique Latin
du Jerusalem, Petits Freres de Marie, Ecole on Institut Saint Pierre de Pere
Ratisbonne, Trappistes, Carmelittes, Charisses, Dames de Nazareth, Soeurs de la
Presentation, Soeurs du Rosaire, çalışma alanları Adana, Halep ve Sayda olan
Soeurs Saint-Joseph de l’Apparition, Trabzon, İzmir, İstanbul, Suriye ve
Filistin’de okulları olan Soeurs Saint Vincent de Paul ou de la Charite.
[21]
1914’lere gelindiğinde ülkedeki Fransız okullarının sayısı yaklaşık olarak 500
civarındaydı ve bu okullarda 59 414 öğrenci öğrenim görüyordu[22].
Katolik
misyonerlerinin açtıkları okullarının yanı sıra ülkenin her yanına dağılmış
olarak kurdukları hastane ve yetimhaneleri de vardı. Başlıca Fransız sağlık
kuruluşları şunlardı:[23]
İstanbul Fransız Hastanesi, İzmir’de Saint Antoine Katolik hastanesi, Yafa’da
Saint Louis Hastanesi, Kudüs’te Soeurs Saint Joseph Hastanesi, Beyrut’ta Fransız
Hastanesi, Şam’da Soeurs Saint Vincent Hastanesi, Bursa’da Les Soeur Saint-Vincent
de Paul Hastanesi, ayrıca İzmir’de dispanser, altı eczane ve bir kreş;Bursa
Tripoli, Kudüs’te çok sayıda sağlık ocakları; Yafa, Rammallah, Betlehem, Nazaret,
Fenerburnu, İzmit, musul ve Cizre’de birer dispanserleri vardı.
Fransız
yetimhanelerinin dağılımı ise şöyledir: Soeur Saint-Vincent de Paul
yetimhaneleri: Yaklaşık bin civarında yetimin barındığı yerler Beyrut, Kudüs,
Tripoli, İzmir ve Suriye’nin değişik bölgelerinde açılmıştı. Hayfa ve Nazaret’te
210 yetime bakan Dame de Nazareth yetimhaneleri; 430 civarında çocuğun barındığı
Kudüs’teki Dame de Sion yetimhaneleri; yine yaklaşık 500-600 çocuğun kaldığı
Beyrut, Sayda, Nazaret, Yafa ve Kudüs’te bulunan Soeur Saint Joseph de
l’Apparition yetimhaneleridir.[24]
İstanbul ve
İzmir gibi merkezlerde yayınlanan çok sayıda Fransızca dergi ve gazete ile
çalışmalarını destekleyen misyonerlerin kültürel etkinlikleri de dikkate değer
hususlardandır.Kısacası
özellikle Suriye ve Lübnan üzerindeki çalışmaları ile Fransa’nın bölgeye yönelik
emperyalist gayelerine hizmet eden Katolik misyonerleri çok sayıda açtıkları
okulları, hastaneleri, yetimhaneleri ve çıkardıkları yayınları ile Fransız
Katolikleri hem kendi mezheplerini yayıyorlar hem de ülkelerinin menfaatlerine
uygun kesimlerin kazanılmasını sağlıyorlardı. Bu yolla faaliyet gösterdikleri
Osmanlı toprakları üzerinde etkileri oldukça fazlaydı.
Fransızlar
gibi İtalyanlar misyonerleri de çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere Hatay, Beyrut,
Selanik, Bingazi, Derne, Humus ve Trablusgarp gibi ülkenin değişik bölgelerinde
okullarını açmışlardı. Daha çok İtalyan Cezvitleri ile yine İtalyan soyundan
gelen Ivrea Rahibeleri tarafından açılan ilk ve ortaöğretim seviyesindeki
okullarında verilen eğitimin amacı, İtalyanca’yı öğretmek ve kendi kültürlerinde
nesiller yetiştirmekti.[25]
19.yüzyıldan
itibaren Osmanlı topraklarına gelen Alman misyonerleri ise daha çok kültürel
etkinlik kurmaya çalıştılar. Kültür propagandası uzmanları olarak anılan
Almanlar Yakındoğu’daki Alman çıkarlarının ve ekonomik kuruluşlarının ihtiyacı
olan kadroların yetiştirilmesi maksadıyla Başta İstanbul olmak üzere İzmir,
Beyrut, Selanik bölgelerinde ilk ve ortaokul seviyesinde okullar açtılar[26].
Elazığ bölgesinde de faaliyette bulunan Alman misyonerleri burada Ermeniler için
bir ortaokul açtılar[27]
James Barton isimli bir misyonerin 1919 tarihli raporuna göre, Kurtuluş Savaşı
öncesinde Türkiye’deki Alman misyonerlerinin sayısı 79 eğitim elemanı ve 791
rahip olmak üzere 890’dır. Ayrıca 7 çocuk yuvası, 17 ilkokul ve 1 ortaokul ile
iki hastane ve 1 dispanserleri vardı[28]
Dünya Savaşı öncesi Almanların 1868’de İstanbul’da açtıkları Alman Lisesi’nden
başka İzmir’de iş okulu niteliğinde bir enstitüleri ve yetimhaneleri ile
Beyrut’ta yedi, Kudüs’te ise dört okulları vardı. Diğer ülke misyonerleri kadar
etkili olmasalar da Almanya’nın bölgedeki nüfuzunu arttırmak için çalışan dini
teşkilatlarından bazıları şunlardı. İzmir, Beyrut ve Hayfa’da merkezleri olan
Communaute evangelique; Kudüs’te çalışan Deutscher Palastina Verein, Warte des
Tempels isimli Kotalik teşkilatıdır[29]
Osmanlı
topraklarında açılan Katolik okulları arasında Avusturya okulları da zikre
değerdir. Bu kurumlar İstanbul’un Galata semtinde toplanmış Sankt Georges (St.Georg)
okulları olarak bilinir.[30]
Bu okullar Lazarist Kardeşler (Lazarist Brothers) ile Yardımsever Kardeşler (Sisters
of Charity) tarafından yönetiliyorlardı.[31]
IV. Protestan
MisyonerlerKatolik
misyonerlerinden başka Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren diğer Hıristiyan
mezhebine mensup kişiler Protestanlardı. Bu misyonerlerin Osmanlı
topraklarındaki çalışmaları 1840’lardan itibaren hız kazanır. Tanzimat Döneminde
yayınlanan 1856 tarihli Islahat Fermanı’nın getirdiği vicdan hürriyeti prensibi
ile tanınan mezhep değiştirebilme serbestliğinden en fazla yararlananlar
Protestan misyonerleri oldu.
Osmanlı
Devleti’nin zayıflamasına paralel olarak yürütülen planlı çalışmalar sonunda dış
devletlerin Osmanlı içindeki Hıristiyanlar üzerindeki etkilerini arttırmaya
yönelik çalışmaları bilinen bir gerçektir. Yürütülen çalışmalar sonucunda Fransa
ile Avusturya Katoliklerin, Rusya ise Ortodoksların hamisi olarak ortaya çıktı.
Bu üç devlet 1840’dan sonra Lübnan ve Suriye’deki Müslümanlarla Hıristiyanlar
arasında meydana gelen olaylardan yararlanarak Katolik ve Ortodoksları himaye
etme bahanesiyle müdahalede bulunarak nüfuzlarını kuvvetlendirmeye başladılar.
İngiltere de kendi nüfuz alanını oluşturmak için Protestan topluluğu meydana
getirecek faaliyetlerde bulundu. Bu konudaki ilk girişimi 1842’de Kudüs’te bir
Protestan Kilisesinin açılmasıyla başladı. Bu kiliseye İngiltere, Almanya ve
Amerika’dan Protestan misyonerleri gönderildi. Bölgedeki İngiliz konsoloslarının[32]
da destekleri sayesinde misyonerler başka din ve mezhepteki unsurları
Protestanlaştırmaya çalıştılar. Osmanlı topraklarına ayak basan ilk Protestan
misyonerin 1815’te Mısır’a gönderilen ‘The Church of Missionary Society’
[33]
adlı bir İngiliz örgütüne bağlı bir papaz olduğu görülür[34].
19.yüzyıldan itibaren daha çok Mezopotamya ve Ege bölgesine gelerek okullarını
açan İngiliz misyonerleri ayrıca İstanbul, Antakya, Harput, Ankara, İzmir,
Erzurum, Bursa ve Antep gibi şehirlerde de faaliyette bulundular[35].
World’s Missions’un 1914 tarihli istatistiklerine göre Osmanlı topraklarında
faaliyette bulunan İngiliz Misyoner Cemiyetlerinin (British Missionary Societies)
12800 öğrencinin okuduğu 178 okulu vardı[36].
1919 tarihli bir rapora göre ise Milli Mücadele öncesi Anadolu topraklarındaki
İngiliz misyoner sayısı 23, İlkokul 7, Ortaokul 5 adetti. 86 çocuğun bulunduğu
bir de çocuk yuvası vardı. 7401’i ilkokullarda, 134’ü ise ortaokullarda olmak
üzere toplam 2190 öğrenci bu okullarda öğrenim görüyordu.[37]
Kendilerine yandaş Protestan topluluğu oluşturmak için Osmanlı topraklarında
faaliyette bulunan İngiliz misyonerleri Asyalı Hıristiyanlar olarak
nitelendirilen Nasturilere yönelik olarak çalışmalarda bulunurlar. İlk kez
1842’de başlattıkları bu faaliyetler için bir İngiliz Din adamı olan Dr. Badger,
Kanterbury Başpiskoposu tarafından görevlendirilir ve İngiliz Kilisesi ile
Nasturilerin Patriği arasında dostluklar kurulur. İngiliz Misyonunun esas amacı
diğerleri gibi eğitime ağırlık vermekti. Bu amaçla 1886’da Nasturiler için bir
erkek ve bir kız okulu ile matbaa kurdular. Daha çok Urumia ve Güneydoğu
Anadolu’da faaliyette bulunan İngiliz misyonları 20.yüzyılın başlarında Van
civarında da okullar açarak çalışmalarda bulundular[38].
Bölgedeki Dürziler üzerinde de etkinlik kurmaya çalışan İngilizler Ortadoğu’daki
güçlerini sağlamlaştırmaya çalıştılar. Daha önce de belirtildiği gibi İngiliz
misyoner faaliyetlerinin temelinde dini ve mezhebi gerçekler olduğu kadar Fransa
ve Rusya gibi ülkelere karşı Osmanlı topraklarında bir Protestan kesimin
oluşmasını sağlamak amacı da yatıyordu.
Türkiye’de
yaygın olarak faaliyette bulunan diğer İngiliz dini örgütlerinden bazıları
şunlardır:[39]
Suriye’de örgütlenen The British-Syrian Mission, The Babtist Missionary
Society, The Christian Alliance, The Friends of Foreign Mission, The British and
Bible Society. İngiliz hayır kurumlarından hastanelerin dağılımı ise
şöyleydi.İzmir’de British Sea Man’s Hospital, Yafa ve civarında Church
Missionary Society’nin dispanserleri, Amman’da British Syrian Mission’un küçük
bir hastanesi, Kudüs’te iki hastane. Kısacası okulları, dini kurumları, matbaa
ve hastanelerinde görev yapan çok sayıda eğitimcisi ve doktoru ile faaliyette
bulunan İngiliz misyonerleri bu çalışmalarının sonucunda bölgedeki etkinliğini
ortaya koydu.
İngiliz
Protestan misyonerleri daha çok Ortadoğu’ya yönelik olarak çalışırlarken,
Amerikalı misyonerler Anadolu’ya ağırlık verdiler. Burada etkili olan en güçlü
Amerikan misyoner örgütü ise 1810’da Boston’da kurulan ‘American Board of
Commissioners For Foreign Missions’ du. Kısaca ‘American Board’ olarak anılan bu
örgütün ilk misyonerleri Pleny Fisk ve Levi Parsons 1820 yılının Ocak ayında
İzmir’e gelerek ilk misyonu burada kurdular.[40]
Bunu İstanbul (1831), Trabzon (1835), Erzurum (1839), Antep (1847), Sivas
(1851), Adana (1852), Merzifon (1852), Diyarbakır (1853), Kayseri (Talas 1854)
ve Harput (1855)’ta açılan misyonlar takip etti.[41]
American Board’dan başka Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren diğer Amerikan
misyoner örgütleri arasında 1868’de kurulan ‘Woman’s Board of Missions’ (WBM) ve
‘Woman’s Board of Missions of The İnterior’ (WBMI) isimli kadın misyoner
dernekleri ile ‘American Bible Society’, ‘The Near East Relief’ teşkilatları ve
Young Men’s Christian Association’(YMCA), ‘Young Women’s Christian Association’
(YWCA) cemiyetleri vardı.[42]1880’li
yıllara kadar İngiliz hariciyesi himayesinde çalışan Amerikalı misyonerlerden
istenen şey, öncelikle gittikleri yerlerde halkın arasına karışarak bilgi sahibi
olmaktı. Özellikle halkın dini durumunu tespit etmek, din adamları hakkında
(sayıları, bilgi düzeyleri, eğitim durumları vs.) bilgi edinmek, ülkedeki eğitim
ve öğretim durumunu tespit etmek ve halkın moral durumunu öğrenmekti. Bunlar
yapıldıktan sonra ne tür bir çalışmada bulunulacağı belirlenecekti. Onlardan
istenen bir diğer şey ise “... Bu mukaddes ve vaadedilmiş toprakların
silahsız bir haçlı seferiyle geri alınması”[43]
nı sağlamak için gerekli olan herşeyin yapılmasıydı. Bu amaçla işe koyulan
misyonerler kurdukları “misyon”lar yanında ilk, orta ve yüksek seviyelerde
açtıkları okullar ile matbaa, hastane ve yardım kurumlarıyla çok yönlü bir
Protestanlaştırma faaliyetlerine giriştiler.
Önceleri
İstanbul ve İzmir gibi kıyı şehirlerinde faaliyet gösteren misyonerler, daha
sonra aynı gayelerle iç bölgelere doğru yayıldılar. İlk gelenlerin ve
sonrakilerin nihai hedefi Kudüs’e giderek bu mübarek topraklardaki bütün
dinsizleri, Müslümanları, Musevileri ve Protestanlar dışındaki Hıristiyanları
doğru yola davet etmekti.19.yüzyılın
ikinci yarısından itibaren hız kazanan misyonerler faaliyetleri sonucunda
okullarının sayısında önemli artışlar görüldü. Daha çok Yahudi ve Müslüman
olmayan azınlıkların yaşadıkları bölgelerde çalışan Amerikalı misyonerler
gayelerine ulaşabilmek için Osmanlı topraklarını dört misyon bölgesine
ayırmışlardı. Bunlar Avrupa, Batı, Doğu ve Merkezi Türkiye Misyon’larıdır.
Avrupa
Türkiye’si Misyonu Filibe, Selanik ve Manastır’ı içine alıyordu ve Bulgarlar’ın
bilinçlendirilmesi için çalışıyordu.
Batı Türkiye
Misyonu, İstanbul, İzmit, Bursa, Merzifon, Kayseri ve Trabzon yörelerini, Doğu
Türkiye Misyonu, Harput, Erzurum, Van, Mardin ve Bitlis’ten başka Rus ve İran
sınırına kadar olan bütün Doğu Anadolu’yu içine alıyordu.
Merkezi
(Orta) Türkiye Misyonu ise, Torosların güneyinden Fırat nehri vadisine kadar
olan bölgeyi (Özellikle Maraş ve Antep illerine ağırlık veriliyordu) içine
alıyordu. Bu son üç misyonun Ermeniler üzerinde çalıştıkları dikkati çekmiştir.[44]Bu derece
örgütlü ve planlı bir faaliyet sonucunda hem mezheplerini yayıyorlar hem de
başta Ermeniler olmak üzere Bulgar, Rum vb. azınlıkları etkileyerek onları
Osmanlı’dan koparmak ve dolayısıyla ait oldukları ülkelerin emperyalist
politikalarını uygulamalarına yardımcı olmak işini de gerçekleştiriyorlardı.
En önemli
Protestan Kolejleri İstanbul ve Beyrut gibi merkezlerde açılmıştı. Bunlardan
1863 yılında Cyrus Hamlin isimli bir misyoner tarafından İstanbul’da açılan
Robert Kolej’in Bulgaristan’ın bağımsızlığını sağlayacak kadroların yetişmesinde
önemli rol oynadığı bilinmektedir. Nitekim, kurucuları, yöneticileri ve çoğu
öğretim elemanı misyonerlerden meydana gelen bu Kolej’in 1863-1903 tarihleri
arasındaki mezunlarının çoğunu Bulgar öğrenciler oluşturuyordu. Yine, Kolej’in
ilk Bulgar mezunlarından beşinin Bulgaristan’da başbakanlık görevinde bulunduğu
ve Birinci Dünya Savaşı önce Bulgar kabinelerinden her birinde en az bir Robert
Kolej mezununun yer aldığı görülüyordu.[45]Yüklü bir program uygulayan Kolej’de Almanca, İngilizce ve Fransızca gibi Batı
dilleri yanında başta Bulgarca ve Ermenice olmak üzere on beşe yakın değişik
dilin öğretilmesi Kolej’in çok yönlü amaçlarını ortaya koyması açısından önemli
bir husustur.Bulgarlar
için çalışan Avrupa Türkiye’si Misyonu’da 1899’da on misyoner, on iki Amerikalı
misyoner yardımcı ve 81 yerli yardımcı görev yapıyordu. Bölgedeki Protestan
Kiliselerinin sayısı ise on beşi bulmuştu. 1870-80’li yıllarda, İstanbul’da
misyonerlerin kurduğu matbaada yayınlanan eserlerin yarıya yakınının Bulgarca
olması bu konu üzerindeki çalışmaların ciddiyetini ortaya koymaktadır.
“American
Board”dan başka Bulgarları Protestanlaştırmak için çalışan bir diğer Amerikan
Misyoner örgütü olan “Methodist Episcopol Mission”da 1858’de Bulgaristan’da
birer “Misyon” merkezini kurmuştur.Amerikan
misyonerlerinin İstanbul’da kurduğu Robert Kolej’in Bulgarlar için üstlendiği
görevi, Beyrut’ta açılan Protestan Koleji de oradaki Arapları bilinçlendirip,
Osmanlı’ya karşı kışkırtma olarak yerine getirdiği ifade edilir.
Bu iki
Kolej’den başka Anadolu’da açıdan pekçok Amerikan misyoner kolejleri, aynı
şekilde daha çok Ermenilere yönelik olarak faaliyet göstermişlerdir. Bunlardan
bazıları şunlardır: Anadolu’da ilk Amerikan misyoner merkezi 1852’de Harput’ta
kurulmuştur. Aynı yerde 1878’de açılan Osmanlıların “Fırat Koleji” dedikleri
“Ermenistan Koleji” (Armenian College) protestan papazı yetiştirmek ve
Ermenileri dilleri, tarihleri, edebiyatları, milliyetleri hakkında
bilgilendirmek için faaliyete geçti. Aynı dönemde Merzifon’da “Anadolu Koleji” (Anatolia
College), İzmir’de Millletlerarası Kolej (İnternational College) ile kızlar için
açılan Amerikan Koleji, Antep ve Maraş’ta kızlar ve erkekler için açılan
“Merkezi Türkiye Kolej”leri, Tarsus’taki St. Paul Enstitüsü gibi kolejler
başlangıçta Hıristiyan azınlıkların çocuklarını eğitmişler, onlara milli
duygular kazandırarak bilinçlendirmişler ve sonuçta Osmanlı Devleti’ne karşı
ayaklanmalarını sağlamışlardı.[47]
İçeride azınlıkları bu şekilde yetiştirerek kışkırtan misyonerler dışarıda da
Avrupa ve Amerikan kamuoyunu Türkiye aleyhine çevirmek için kendi tahrikleriyle
çıkan ayaklanmaların bastırılmasını “Türkler Hıristiyan ahaliyi kesiyor!”
propagandalarıyla etkilemeye çalışarak batı dünyasını Osmanlı Devleti aleyhine
tavır almak üzere harekete geçiriyorlardı. İyi yetiştirilmiş Ermeniler ABD’ye
götürülüyorlar ve çoğu Amerikan vatandaşlığına geçdikten sonra Osmanlı
topraklarına geri dönüyorlar ve özgürlük propagandası yaparak lehlerinde
reformlar yapılmasını istiyorlardı.
[48].
Özetle
verdiğimiz bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere “American Board” teşkilatı
Osmanlı topraklarındaki misyonerlik faaliyetlerinin çoğunu üstlenmektedir. Bu
faaliyetlerin % 30’a yakını anılan kurum tarafından yürütülüyordu.
Böylece
“American Board” ve diğer teşkilatların bu derece etkin ve yoğun çalışmaları
sonucunda misyonerler, 1880’lerden itibaren A.B.D.’ye Ortadoğu’da ekonomik,
sosyal ve kültürel bir hayat sahası oluşturmada aracı rol oynamışlardır.
Başlangıçta Ermeni ve Bulgarlara yönelik olarak çalışan Protestan misyonerleri
daha sonra Rum, Hıristiyan Arap, Nasturi, Süryani, Kürt ve Yahudiler üzerinde de
etkili oldular.Özellikle
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yürüttükleri çalışmalarla bölgedeki Kürt ve
Nasturilerin ayaklanmalarında rol oynadılar. Bunda ayrıca 17.yüzyıldan itibaren
bölgeye gelen Fransız ve İtalyan Katoliklerinin de payı büyük olmuştur[49]
SonuçBatılı
ülkelerin Osmanlı Devleti’ndeki misyonerlik faaliyetleri hakkında verilen bu
bilgilerden de anlaşılacağı üzere, çalışma alanları, amaçları ve metotları göz
önüne alınırsa, Devlet 19.yüzyılda en yoğun ve çok yönlü bir misyoner
faaliyetine sahne olmuştur. Ülke adeta bir baştan bir başa misyonerler
tarafından açılan okullar ve sağlık kuruluşları ve dini kurumlarla
donatılmıştır.
Yabancı
misyoner okulları olarak nitelendirilen bütün bu misyoner eğitim kurumlarında
din propagandasının yoğun olarak yapıldığı, kendi dil ve kültürlerinin
öğretildiği, ayrıca Fransız İhtilali sonrasında gelişen milliyetçilik
akımlarının azınlıklar üzerinde uygulanmaya çalışıldığı düşünülürse ne denli
etkili görev yaptıkları hesap edilebilir.
Osmanlı
Devleti bu kurumları kapitülasyonlardan dolayı dış devletlerin müdahaleleri
yüzünden denetlenemiyordu. Dolayısıyla anılan kurumlarda bir taraftan İslam ve
Türk aleyhtarlığı işleniyor, diğer taraftan da Türkçe yetersiz olarak
veriliyordu. Ayrıca devletin bazı bölgelerindeki eğitim ve öğretim kurumlarının
yeterli olmaması misyoner okullarına olan ilgiyi arttırıyordu. 1900’de sadece
Amerika’ya ait 400’ü aşkın okulda 20.000’e yakın öğrenci öğrenim görürken, aynı
yıllarda faaliyet gösteren İdadi ve Sultani sayısı 69 olup 7000’e yakın öğrenci
vardı. Aynı yıllarda Osmanlı topraklarındaki misyonerlere ait toplam yabancı
okul sayısı 2.000 civarında idi. Bunlara azınlıkların kendi okulları da ilave
edilirse bu sayı 10.000’e yaklaşmaktaydı.
Son
yüzyıllarda batı karşısında sürekli gerileyen Osmanlı Devleti azınlıklar
üzerinde hamilik iddia eden batılı büyük devletlerin baskılarına maruz kalmıştı.
Başında güçlü idarecilerin bulunmadığı bu dönemde Osmanlı Devleti olumsuz
faaliyetlerle zayıflatılmaya çalışılıyordu.
19.yüzyılda
patlak veren ve Devletin dağılmasına yol açan ayaklanmalarda, misyonerlik
faaliyetleri ile bu faaliyetlerin tabii bir sonucu olarak kurulan çeşitli
seviyelerdeki okul ve kolejlerin payı büyük olmuştur. Misyonerler, söz konusu
eğitim faaliyetleri ile azınlıklar üzerinde bu şekilde etkili olurlarken,
yabancı okullara devam eden Müslüman Türk unsurları da dinlerinden uzaklaştırma,
kültürlerinden koparma ve çoğunlukla hayranı insanlar olarak yetiştirmede etkin
rol oynamışlardır.1839 Tanzimat
ve 1856 Islahat Fermanları ile azınlıklara tanınan siyasi ve hukuki hakların
genişletilmesinden yararlanan misyonerler faaliyetlerini arttırmışlardı. Çeşitli
dini teşkilatlar hem dinini yaymak hem de Osmanlı’daki Hıristiyanları devlete
karşı kullanmak için akın akın Türkiye’ye gelerek yüzlerce okul, hastane ve
yetimhane açmışlardı.
Bu dönemde
politika ile iç içe olan hatta politikanın emrinde çalışan misyonerler, ait
oldukları ülkelerden gördükleri büyük destekler sayesinde dikkate değer
başarılar göstermişlerdi. Faaliyet alanlarını köy kasaba gibi ülkenin en ücra
köşelerine kadar götüren misyonerler çalışmalarının sonuçlarını almaya
başlamışlardı.Bundan
dolayıdır ki, Devletin zayıfladığı dönemlerde azınlıkların ayaklanmaları
sonucunda Batılı devletlerin de yardımlarıyla birer bağımsız devlet haline
gelmelerinde misyonerlerin bu tür faaliyetlerinin etkisi oldukça büyüktür.
Nitekim,
1829’da Yunanistan’ın 1908’de Bulgaristan’ın ve I. Dünya Savaşından sonra da
Arap topraklarının Osmanlı’dan kopmasına misyoner faaliyetlerinin
küçümsenemeyecek katkıları olmuştur. Daha da önemlisi, Yusuf Akçuraoğlu’nun da
vurguladığı gibi[50],
ülkemizdeki okumuş aydınlar arasında ortak bir düşünce ve idealin olmamasında
misyonerler tarafından açılmış olan yabancı kolejlerde verilen eğitimin etkisi
büyük olmuştur
KaynakçaAkgün, Seçil, “Amerikalı Misyonerlerin Ermeni
Meselesindeki Rolü”, Atatürk Yolu, Mayıs 1988, yıl:1, sayı:1, s.1-13
Cilacı ,Osman, Hıristiyanlı Propagandası ve Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara
1990.
Çavdar, Tevfik, Osmanlıların Yarı Sömürge Oluşu, İstanbul 1970.
Çavdar, Tevfik Milli Mücadele Başlarken Sayılarla Manzara-i Umumiye, İstanbul
1971.
Dinçer,Nahit Yabancı Özel Okullar, s.70.
Ergin,Türk Maarif Tarihi, İstanbul 1977, cilt:1-2.
“Genç Hıristiyanlar Cemiyeti”, Sebilürreşad , Cilt.19, 20,21,24,25.
Gordon, Leland James, American Relations With Turkey, 1830-1930, Philadelphia
University of Pensilvania Press 1932.
Grabil ,Joseph L, Protestant Diplomacy And Near East: Missionary Influence on
American Policy, 1810-1927, University of Minnesota 1971.
Greenwood, Keith Maurice Robert College: The American Founders, The Johns
Hopkins University, Ph D 1965.
Güngör , Erol, “Türkiye’de Yabancı Kültürü II”, Türk Yurdu, sayı:2, cilt:1.
Güngör, Erol “Türkiye’de Yabancı Kültürü II”, Türk Yurdu, sayı:2, cilt:1,
Haziran 1959.
Halidi -Mustafa -Ömer Ferruh, İslam Ülkelerinde Misyonerlik ve Emperyalizm,
3.baskı, İstanbul 1968.
Karabekir, Kazım, “Misyonerlerin Faaliyeti”, Yeni Sabah Gazetesi, 11-12
Kanunusani (Ocak) 1939.
Karal, Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, cilt:3, kısım:2, 2.baskı, Ankara 1977.
Kırşehirlioğlu ,E., Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri, İstanbul 1963.
Kocabaşoğlu, Uygur, “Doğu Sorunu Çerçevesinde Amerikan Misyşoner Faaliyetleri”,
Tarihi Gelişmeler İçinde Türkiye’nin Sorunları Sempozyumu, Ankara, 1992.
Kocabaşoğlu, Uygur, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika, 19. Yüzyılda
Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Amerikan Misyoner Okulları, İstanbul 1989.
Kodaman, Bayram, “Şark Meselesi”,Türk Yurdu, Ekim 1997, cilt:17, s.122, s.22-32.
Kodaman, Bayram, Şark Meselesi Işığı Altında Sultan Abdülhamid’in Doğu Anadolu
Politikası, İstanbul 1983.
Latourette, Kenneth Scott “YMCA TÜRKİYE’DE”, Toplumsal Tarih, Kasım 1997, sayı:
47, (Çeviren:Hülya Balcı).
Mears ,Eliot Grinnel, Modern Turkey, New York 1924.
“Misyon”, “Misyonerlik”, Meydan Larousse, cilt:9, s.843.
“Misyoner”, AnaBritannica, cilt:16.
National Archives of the United States , M.C.1107/20. Report on the Assyrian
Christians by DAVİD MAGİE, August 24,1918.
National Archives of United States,,”Some of the Current Problems of the Foreign
Schools in Turkey”, başlıklı rapor. Microcopy No:1224, Roll No:12, Enclosure
No:1, Despatch No: 885,
Ortaylı, İlber Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, İstanbul 1983.
Özel Okullar Rehberi, İstanbul 1964.
Polvan ,Nurettin, Türkiye’de Yabancı Öğretim, cilt:I, İstanbul 1952, s.145.
Putney, Ethel W., A Brief History of American Board Schools in Turkey, İstanbul
1964.
Sausa,Nasım The Capitulatory Regime of Turkey , Baltimore 1933.
Stone, Frank Andrew Academies for Anatolia, 1830-1980, University Press of
America, 1984.
Sunguroğlu, İshak Harput Yollarında, cilt:2, İstanbul 1959.
Şimşir, Bilal “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine” , Tarih Boyunca
Türklerin Ermeni Toplumu ile İlişkileri”, Ankara 1985.
Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara 1996.
Uralgiray ,Yusuf, İslam Aleminde Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara 1977.
White, George E. Adventuring With Anatolia College, First Edition 1940, Grinnel,
Iowa, s.11.
Who is Who RC-ACG Alumni Community, RC-ACG Mezunlar Topluluğunda Kim Kimdir?,
İstanbul 1985.
Dr. Hacettepe
Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü

TransAnatolie Tour
|