Birincisi, Afganistan’a “ek asker” göndermenin tehlikesidir.
ABD’li Başkan Yardımcısı "Cheney'nin böyle bir istemde bulunmak için geldiği artık sır olmaktan çıktı. Taliban’la nasıl baş edeceğini kestiremeyen Washington, NATO’daki müttefiklerinin şimdiye kadar gönderilenlere ek olarak yeni “muharip” kuvvet göndermelerini istiyor.
Ankara açısından bunun anlamı, başka ülkeler için taşıdığı anlamdan farklı olacaktır. Kâbil’de zaten asker bulundurmakta olan Türkiye, ilk kez “ölmek ve öldürmek” durumuyla karşı karşıya ve “Afgan tılsımı” bozulacak.
Bugüne kadar ülkenin başkentinde garnizon görevi gören Türk askerinin Afganlılar gözünde şöyle bir özelliği vardı: “Hiç Afganlı öldürmemiş ve Afgan kurşunuyla hiç zayiat vermemiş olan” ve “Kâbil caddelerinde namlusu yere dönük olarak rahatça devriye gezebilen, halkla temas kurabilen” tek asker.
Bunun sırrını başkalarına anlatmak, ancak Milli Mücadele günlerinde oluşan yakınlığı, Kemalist direnişin oralardaki yankısını, "Emanullah Han'la Gazi arasındaki sıcak ilişkiyi, kendi savaşının en zor günlerinde bile Afgan ordusunun eğitimi için en iyi komutanlarını gönderebilen ve sonrasında kaynaklarının kıtlığına aldırış etmeksizin yardım elini uzatan bir Türkiye’nin oradaki saygınlığını anlatmak demektir. Başka türlü, Taliban mensuplarının bile bozmaktan çekindikleri bu ilginç ilişkinin sırrı çözülemez.
Türk askerini Amerika'lıların anlamsız savaşına “muharip” olarak ortak etmenin, böylesine değerli bir geçmişe ihanetten başka bir anlamı olabilir mi?
Kıbrıs
İkinci büyük tehlike, Lefkoşa’daki "Talat'ın ve benzerlerinin Türkiye’den kopmak ve Rumlarla el ele verip AB’ye girmek için gösterdikleri telaşın tehlikesidir. İç ve dışta çok çevrenin Kıbrıs’ta barışa ve çözüme doğru olumlu bir adım olarak görmeye ve göstermeye çalıştığı bu yeni durum, eğer Ankara’nın ve özellikle askerin gözetiminden çıkarsa “hem haklı hem güçlü” olmanın ağırlığını taşıyan bir ulusal davanın kaybına yol açacaktır.
Böyle bir davayı kaybedecek bir Türkiye Cumhuriyeti, yalnız kendi halkının özgüvenini sarsmış olmakla kalmaz, 1974′teki Kıbrıs harekâtına “ezik Şark’ın küstah Batı’ya ilk tokadı” olarak bakmış olan Yakındoğu ve Asya halkları gözünde ülkenin kazanmış olduğu saygınlığını da yıkar.
Ankara’yı yönetenleri, konuya bir de bu gözle bakmaya ve şimdiki gevşekliği ve aldırmazlığı bir an önce bırakmaya zorlamak gerekiyor.
