Cumhuriyet Tehlikede

Bir Baştan Bir Başa Anadolu

 

Up

Cumhuriyet Tehlikede… Günümüzün Kemal’i Nerede?
   
Cumhuriyet TutulmasiUyanalım artık… Ne kendimizi ne de toplumu kandıralım…

“Ergenekon” adı verilen hukuk rezaletinin bilmem kaçıncı dalgası çerçevesinde gerçekleştirilen şu son gözaltılar karşısında ordunun suskunluğu eminim ki birçok kişiyi rahatsız ediyor. Yakın çevremden sıradan yurttaşlarla yaptığım konuşmalarda, herkes askerin edilgen tutumundan şikâyetçi! “Böyle suskun kalınmayacaktı” yakınması dile getiriliyor sürekli…

Türkiye Gerçekleri
Türkiye ve Batı

Ergenekon
Iddianame
Ergenekon Davaları
Gladiocu Cemaat
Terorist Kim?
Delil?
Türkologlar

Şimdi kimileri çıkıp “ordu suskun değil ki! İşte Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ gidip Başbakan ve Cumhurbaşkanı ile konuştu ya…” diyebilir!

Peki, Org. Başbuğ ne konuştu Başbakanla?
Bilen varsa beri gelsin!

Oysa demokrasi açık bir rejim değil mi? Halk yönetimi değil mi?

Yargıçlar toplanıyor, askerler toplanıyor… Herkes konuşuyor, belki de kararlar alıyor. Ama halka en ufak bir açıklama yapan, halkı takan yok!

Demokrasi, halk iktidarı demek değil mi?

Genelkurmay Başkanı “Ben artık orduda alttan gelen tepkiye hâkim olamıyorum, bu işi yapacaksanız biraz daha tepki yaratmayacak şekilde yapın” mı dedi Başbakan’a?

Hurşit Tolon kaç aydır içerde?
Şener Eruygur kaç aydır içerde?
Ne ile suçlandıklarını bilen var mı?
Ortada bir iddianame var mı?

Bugüne kadar bu konuda gidip Başbakan ile konuşmayanlar hukuka saygı duydukları, müdahale etmedikleri için mi suskun kaldılar? Saygı duyulacak bir hukuk mu var ortada?

Ne ilginçtir ki Ergenekon rezaletinin son perdesi oynanırken, milletin “hukuk aşkı” depreşti! Herkesin dilinde bir “hukuk” lafı… “Hukuka saygı gösterelim”, “hukuka müdahale etmeyelim” vs… Çok güzel, ama bütün bunlar ancak hukukun geçerli olduğu bir ülkede anlamlı olabilir. Eğer bir ülkede hukukun “h”si bile kalmamışsa, hangi saygıdan bahsedilebilir ki? Bu koşullar altında “hukuka müdahale edilmesin” diyerek suskun kalmak, bir anlamda yaşananları onaylamaktır!

Hukukun gerçekten geçerli olduğu bir ülkede, bir kişi, hakkındaki suçlamalar ortaya konulmadan aylarca hapsedilebilir mi? Cezaevinde mahkeme kurulup yargılama yapılabilir mi? “Ben Ergenekon savcısıyım” diyerek hukuka ipotek koyan bir Başbakan karşısında hazır ola geçilir mi? O ülkenin Anayasa Mahkemesi Başkanı bir “iktisatçı” olabilir mi?

Hangi “hukuk”, hangi saygı?
Hukuk olmuş guguk!

Ama kimileri bazı gerçekleri görmemekte ısrarla direniyorlar. Örneğin Ergenekon davasında savunmasını yapan sanıklardan biri hâlâ bildik şeyleri söylüyor:

“Ergenekon operasyonu, Türk Silahlı Kuvvetlerini kışkırtma operasyonudur. TSK’ye darbe yapsın diye baskı yapıyorlar. ‘Teğmenleri aldım, orgeneralleri de aldım.’ diyorlar. TSK galeyana gelmiyor. Bir yönüyle de TSK’yi toplumda küçük düşürmek istiyorlar.”

“Ergenekon davası” çerçevesinde bugüne kadar yapılan tutuklamalardan ve son gözaltılardan sonra Genelkurmay Başkanlığı’nın hâlâ sessiz kalmasını galeyana gelememek olarak değerlendirmek mümkün müdür?

“Ergenekon davası” denilen şu hukuk rezaleti çerçevesinde tutuklanan ve gözaltına alınan komutanlara bir bakın:

Eski Jandarma Genel Komutanı E. Org. Şener Eruygur…
Eski Ege Ordu Komutanı E. Org. Hurşit Tolon…
Eski MGK Genel Sekreteri E. Org. Tuncer Kılınç…
Eski 2. Ordu Komutanı E. Org. Kemal Yavuz…

Şimdi söyleyin bakalım, TSK ve Genelkurmay bu tablo karşısında suskun kaldığı için mi küçük düşer, yoksa iddia edildiği gibi bu kışkırtmaya kapılıp tepki verdiği, galeyana geldiği zaman mı küçük düşer!

Öncelikle sorulması gereken soru şudur:

TSK, neden galeyana gelmiyor?

Türkiye’nin yurtseverleri, ulusalcıları, Atatürkçüleri tutuklanırken, suskun kalmak galeyana gelememek midir, yoksa bu tasfiye operasyonuna taraf olmak mıdır?

Genelkurmay Başkanlığı, son operasyon için istenen izni bir saat içinde hemen veriyor! Galeyana gelmemek böyle mi oluyor?

Bugünkü TSK komuta heyeti, Ergenekon davasında taraftır! Çoğu yurtseverin söyleyemediği, söylemekten çekindiği GERÇEK budur!

Türkiye’de bir saflaşma var. Bir tarafta emperyalizmin, AB ve ABD’nin işbirlikçileri ve uzantıları var. Bu cephede Kürtçüler, şeriatçı gericiler, mandacılar, liboşlar, kısacası bütün Cumhuriyet düşmanları yer alıyor. Diğer tarafta da Kemalistler, yurtseverler, ulusalcılar, cumhuriyetçiler var. Bütün kurumlar içinde görüyoruz bu saflaşmayı… Basında, iş dünyasında, üniversitelerde, siyasette, sivil toplum örgütlerinde, sendikalarda, meslek kuruluşlarında…

Peki, ordu bu saflaşmadan bağımsız mı? Ordu bu saflaşmanın neresinde?

“Ergenekon davası” çerçevesinde gözaltına alınan ve tutuklanan askerlerin ortak paydası ABD ve AB’ye karşı olmaları, emperyalizme karşı mesafeli bir çizgiyi savunmalarıdır! “Avrasya Seçeneği”ni savunan asker ya da sivil ne kadar aydın ve yurtsever varsa, ABD’nin hedefidir ve “Ergenekon davası” da işte bunun için vardır!

İşte bu nedenle, bugünkü TSK komuta heyeti bu kişilerin böyle bir hukuk rezaleti çerçevesinde gözaltına alınıp tutuklanmalarına ses çıkarmamakta, suskun kalmaktadır!

Ortada, kışkırtmaya kapılmamak ve galeyana gelmemek gibi bir durum yoktur. Ortada, Türkiye’yi bölme, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni bir “ılımlı İslam devleti” haline getirme operasyonuna direnecek kişilerin, aydınların, lider pozisyonunda olanların tasfiye edilmesi ve cezalandırılması vardır!

Bugünkü TSK komuta heyeti bu tablo karşısında suskun kalıyorsa, bu komutanlarımızın “terörist” olarak itham edilmesi karşısında ses çıkarmıyorsa, bunun anlamı nedir? Galeyana gelememek mi?

MGK Genel Sekreterliği yapmış olan Tuncer Kılınç mıdır “terörist“?
PKK’ya karşı yıllarca savaşmış Kemal Yavuz mudur “terörist“!
Şener Eruygur, Hurşit Tolon… Bu komutanlarımız mıdır “terörist“!

Bu komutanlarımız teröre karşı savaşmış kişiler, Cumhuriyet için hizmet etmiş askerlerdir! Bu komutanlarımızın hangisinin “Ağlama Duvarı” önünde çekilmiş fotoğrafı vardır? Hangisinin ABD tarafından takılan “Üstün Hizmet Madalyası” vardır?

Bugün Genelkurmay Başkanı ya da herhangi bir yetkili asker çıksa ve bu gözaltına alınan ve tutuklanan komutanlarımıza yapılan muameleyi kınadıklarını açıkça ilan etse galeyana gelmiş, kışkırtılmış mı olur? Bir askeri yetkili bu tutuklamaların hukuka aykırı olduğunu öyle gizli kapaklı, kapıların ardında değil, kamuoyu önünde söylese, hukuka müdahale etmiş mi olur? Başbakan değil miydi, “ben Ergenekon savcısıyım” diyen? Örneğin Genelkurmay Başkanı da bu tutuklanan generalleri savunsa, Başbakan’dan daha fazla mı hukuka müdahale etmiş olur?

Türk milleti ordusunun ardında saf tutmaya hazırdır! Çünkü Cumhuriyet tehlikededir!

Peki, günümüzün Kemal’i nerede?

Ama ne acıdır ki, hâlâ gerçekleri görmemekte ısrar ediliyor. Cumhuriyet’in yıkımına direnecek olanları, Cumhuriyet’i savunacak olanları cezalandırıyorlar! Ve Genelkurmay hâl⠓galeyana gelmiyor”, “kışkırtmalara kapılmıyor“!

Ordu, seyirci, suskun ve destekçi…

Durum budur, ne yazık ki…

Ne var ki bu suskunluk sadece Ergenekon davası çerçevesinde “hukuka saygı”dan kaynaklanmıyor!

Ergenekon’u şimdilik bırakalım bir yana… Kuzey Irak’taki kukla devleti tanımadık mı? Gayri resmi olarak görüşmeler sürüyor! Resmi tanımanın da eli kulağındadır. TRT’de Kürtçe yayın başladı! Şimdi sırada anadilde eğitim var! Bölünme süreci adım adım ilerliyor!

Bütün bu girişimler MGK’nın onayı olmadan yapılabilir mi? O MGK’da askerler de yok mu? Hükümet ile uyum içinde kararlar almıyorlar mı? PKK’ya karşı Barzani’nin baş tacı edilmesine askerler neden ses çıkarmıyor? TRT’deki Kürtçe yayının anayasal suç olduğunu MGK üyesi komutanlarımız bilmiyor mu?

Hadi bunları da bıraktık bir tarafa… Gazze konusundaki durum ortada… İsrail ile işbirliği içinde olan ordu hangisidir Ortadoğu’da? İsrail pilotları eğitim uçuşlarını imzalanan “İşbirliği Anlaşmaları” çevresinde Türkiye’de yapmıyorlar mı? Lübnan’dan sonra şimdi de Gazze’ye mi göndereceğiz Türk askerini!

Org. Büyükanıt “Afganistan’a bir tek asker daha gönderilmeyecek” diyordu. Benzer bir kararlılığı Org. Başbuğ, Gazze için neden göstermiyor peki?

Uyanalım artık…

Ne kendimizi ne de toplumu kandıralım…

Cumhuriyet tehlikede…

S. Ant

   
Ergenekon
Iddianame
Ergenekon Davaları
   
 

 

 

 

 

Türkiye, Türkiye Gerçekleri, Avrupa Gerçekleri, ABD Gerçekleri, Kafkasya Gerçekleri, Ortadoğu Gerçekleri

İbrahim Çamkerten: Aksaray Belediye Başkan Adayı, CHP, Cumhuriyet Halk Partisi; Camkerten Anadolu'nun Kalbi Aksaray'ın Belediye Başkan Adayı;2009’da Yönetimi, Ekonomiyi, Siyaseti, Turizmi, Kültürü, Dış İlişkileri, Diplomasiyi, Bilimi, Teknolojiyi, Türkiye'yi, Dünya'yı, Yabancı Dilleri Bilen; Basiretli, Şehircilik Uzmanı, Yurtsever ve Toplumcu Bir Belediye Başkanınız Olacak!